Liselerde isyan: Gençliğin "Sarı Yelekliler" hareketi mi?
Bu isyanın özgünlüğü belki de tam bu gerilimde yatıyor: Gençler onurlu koşullarda eğitim görmek istiyor; ancak aynı zamanda eğitim almanın ve çok çalışmanın daha iyi bir yaşamı garanti ettiği fikrini de sorgulamaya başlıyorlar.
Juan CHINGO
Bazı dönemlerde ilk bakışta oldukça temel görünen talepler, çok daha geniş deneyimleri bünyesinde topladığı için patlayıcı bir güç kazanır. Öğretmen talep etmek, bakımlı sınıflar istemek, yeterli sayıda eğitim ve idari personel ile insanca ders programları talep etmek, başlangıçta yalnızca eğitim alanıyla sınırlı bir çatışmanın konusu olabilirdi. Ancak bu talepler okuldan okula yayılmaya, bunları dile getiren öğrenciler hiç tanımadıkları gençlerin öfkesinde kendi yaşadıklarını görmeye başladığında ve devlet buna vahşi bir baskıyla karşılık verdiğinde, hareket çok daha temel bir soruyu gündeme getiriyor: Bir kuşak, kendisine dayatılan kötüleşen yaşam koşullarını ve karartılmış geleceği daha ne kadar kabullenebilir?
Fransa'nın dört bir yanına yayılan lise eylemleri, bütün bir kuşağı kapsayabilecek bir toplumsal hareket olasılığını gündeme getiriyor. Hareketin bugünden olgunlaşmış bir programa sahip olduğunu söylemek ya da nasıl sonuçlanacağını ilan etmek için henüz erken. Ancak ilk gelişim dinamiği; acil talepleri, eşitsizlik deneyimini ve henüz dağınık halde bulunan mevcut düzene yönelik sorgulamayı bir araya getiriyor. Hareketin siyasal gücü de tam olarak bu bileşimden kaynaklanıyor.
Bu açıdan Sarı Yelekliler hareketiyle kurulacak karşılaştırma açıklayıcı olabilir. Bunun nedeni iki hareketin aynı toplumsal özneye dayanması ya da 17 Kasım 2018'de başlayan dinamiğin birebir yeniden yaşanacak olması değildir. Asıl benzerlik, her iki harekette de görülen ortak taşma mekanizmasında yatmaktadır: Somut maddi sorunlar etrafında tabandan doğan ve daha önce hiçbir örgütün ortak bir zeminde bir araya getiremediği toplumsal hoşnutsuzluğun ifade edilmeye başlandığı bir protesto biçimi.
ÇEPERDEKİLER ELİNE İNİSİYATİFİ ALIYOR
Hareketin Paris banliyölerindeki emekçi mahalle liselerinde başlamış olması belirleyici bir önem taşıyor. Ulysse Rabaté'nin de belirttiği gibi, hareket Seine-Saint-Denis ve Val-de-Marne'daki liselerde yaşanan ve eylemlerin çıkış noktasını oluşturan "eşitsizliğin özgül deneyimini" görünür hale getiriyor. Genellikle yalnızca yönetilmesi gereken bir sorun olarak görülen ve devlet ırkçılığının hedefi olan bu gençler, bugün eğitim hakkı için verilen mücadelenin öznesi haline geliyor. Böylece siyasal inisiyatif, egemenlerin çoğu zaman kendi başlarına harekete geçme kapasitesini inkâr ettiği toplumsal kesimlerden doğuyor.
Öfkenin merkezinde, "eşitlik" vaadinin maddi koşulların gerçekliğiyle çarpışması yer alıyor. Öğretmenlerin yetersiz olduğu, okul binalarının giderek kötüleştiği ve öğrencileri destekleyecek kaynakların birçok okulda son derece sınırlı kaldığı bir ortamda, bütün gençlerden aynı akademik başarıyı beklemek ne anlama geliyor? Öğrenme koşulları bu kadar eşitsizken başarısızlığı nasıl bireysel davranışlara bağlayabilirsiniz? Sorun artık tek bir okulun sınırlarını aşmış durumda. Çünkü okul, işçi ailelerinin çocuklarının toplumsal yükselme vaatleriyle bunları gerçekleştirmelerinin önüne çıkan engeller arasındaki çelişkiyi en somut biçimde deneyimledikleri alanlardan biridir. Bu çelişki kişisel bir sorun olarak yaşanmaktan çıkıp kolektif biçimde ifade edilmeye başlandığında ise, daha önce bireysel başarısızlık gibi görünen şey ortak bir adaletsizlik olarak ortaya çıkar.
Bu gençlerin kendilerini nasıl ifade ettikleri de önem taşıyor. Ulysse Rabaté'nin de belirttiği gibi, "Mahalle kültürüne ait kodlar bu hareketin estetiğini oluşturuyor; kullanılan dilden giyim tarzına kadar." Kültürel kodlar, kendilerini ifade etme biçimleri ve sosyal medya, hareketin elindeki örgütlenme araçlarına dönüşüyor. Mahallelerine duydukları güçlü aidiyet hissi ise seslerini duyurabilmelerini sağlayan temel harç işlevi görüyor. Bu çerçevede hareketin şehir merkezlerindeki liselere de yayılması -29 Eylül'de Bordeaux'da, 30 Eylül'de Rennes'de ve bu perşembe Paris'te olduğu gibi- özel bir önem taşıyor. Hareket üzerine yapılan ilk gözlemler, emekçi mahallelerindeki gençlerle dayanışmanın ve devlet baskısına duyulan tepkinin, liseler arasındaki toplumsal farklılıkları aşmaya başladığını gösteriyor. Eğer bu eğilim güçlenirse, iktidarın sık başvurduğu bir yöntemi uygulaması zorlaşacaktır: İtirazı ve onun mücadele yöntemlerini yalnızca emekçi mahallelerinin gençliğine özgü, toplumun geri kalanına yabancı bir olgu olarak gösterme çabası.
OKUL TALEPLERİNİ AŞAN TOPLUMSAL HOŞNUTSUZLUK
Bu hareketi gençliğin önceki büyük mücadelelerinden ayıran temel özelliklerden biri, karşı çıkılan tek bir reformun bulunmamasıdır. "08.00–18.00 okul günü" uygulamasına yönelik yaygın tepki ya da eğitim koşullarının iyileştirilmesi gibi ortak talepler bulunsa da bunların bileşimi okuldan okula değişmektedir. Bu çeşitlilik hareketin birleşmesini zorlaştırabilir; ancak aynı zamanda çok sayıda gencin kendi yaşadığı somut sorunlardan hareketle mücadeleye katılmasını da mümkün kılmaktadır. Bu özellik, Sarı Yelekliler hareketini de hatırlatmaktadır. Orada da farklı talepler, artık alışılmış siyasal kanallar aracılığıyla karşılık bulamayan çok sayıda birikmiş hoşnutsuzluğun ifadesiydi.
Son günlerde her okul kendi özgün sorunları nedeniyle harekete katılıyor. Ancak okul girişlerini kapatma eylemlerinin bu kadar yaygınlaşması, bütün bu sorunların ortak bir toplumsal zemine dayandığını gösteriyor. Öğretmen eksikliği kamu hizmetlerinin terk edilmesine; ders saatleri ve disiplin uygulamaları insanların kendi yaşamları üzerinde söz sahibi olamamasına; eğitimdeki eleme sistemi ise geleceğe ilişkin belirsizliğe işaret ediyor. Tıpkı 2018'de olduğu gibi, bugünkü hareket de daha önce birbirinden kopuk yaşanan hoşnutsuzlukları ortak bir mücadelede buluşturmaya başlıyor; somut talepler ise giderek yaşam koşullarının bütünü üzerine daha genel bir sorgulamanın önünü açıyor.
Le Monde'un 1 Ekim Perşembe günü derlediği tanıklıklar, ufkun nasıl genişlediğini açıkça ortaya koyuyor. Gazetenin aktardığı şu örnek dikkat çekici:
"Lille'deki Faidherbe Lisesi'nde okuyan bu birinci sınıf öğrencisi, okulunun önündeki caddede yanan büyük çöp konteynerlerini izliyor. Elbette 'kötüleşen eğitim koşulları, aşırı kalabalık sınıflar ve onarım bekleyen okul binası' var; ancak çok geçmeden bundan daha derin bir huzursuzluk ortaya çıkıyor. Yakında 17 yaşına girecek olan Fanny, gündelik yaşamına ağırlığını koyan kaygıları sıralıyor: 'İklim felaketleri, bütün işleri elimizden alacak yapay zekâ, Ulusal Birlik'in (RN) seçimleri kazanma ihtimali…' İki çalışan ebeveyne sahip olduğu ve ailesinin maddi durumunun görece iyi olduğu için kendisini 'oldukça ayrıcalıklı' gördüğünü söylüyor, ancak bunun da 'bizi bekleyen geleceği değiştirmediğini' ekliyor: 'Bazılarının neden artık kendini kaybettiğine şaşırmamak lazım.'"
Benzer biçimde, çok sayıda okul ablukasında Filistin'le dayanışma güçlü biçimde dile getirilirken, 25 Eylül'de taşınan pankartlardan birinde şu ifade yer alıyordu: "Ülkeyi silahlandırıyorlar, geleceğimizi silahsızlandırıyorlar." Ayrıca son haftalarda emekçi mahallelerinde yaşayan genç işçilerin öncülüğünde akaryakıt fiyatlarını protesto etmek amacıyla sosyal medyada dolaşıma giren 17 Ekim çağrısına da çok sayıda lise öğrencisi atıf yapıyor. Bütün bunlar, eğitimle ilgili taleplerin lise öğrencilerinin öfkesinin temel dinamiklerinden biri olduğunu, ancak bu öfkenin bununla sınırlı kalmadığını gösteriyor. Gençliğin farklı kesimlerini kapsayan daha derin bir toplumsal hoşnutsuzluk giderek görünür hale geliyor.
Bu isyanın özgünlüğü belki de tam bu gerilimde yatıyor: Gençler onurlu koşullarda eğitim görmek istiyor; ancak aynı zamanda eğitim almanın ve çok çalışmanın daha iyi bir yaşamı garanti ettiği fikrini de sorgulamaya başlıyorlar. Lise, gençlerin geleceğinin önemli ölçüde belirlendiği yer olduğu için bu çelişkiyi en yoğun biçimde içinde barındırıyor. Oysa Fransa'da Macron'un bireysel çaba sayesinde ilerleme sağlanabileceği yönündeki vaatleri büyük ölçüde inandırıcılığını yitirmiş durumda. Buna karşılık neoliberalizm son yıllarda, özellikle emekçi mahallelerindeki gençlere yönelik otoriter ve baskıcı yüzünü giderek daha açık biçimde sergiliyor. Bütün bunlar, hareketin neden bu kadar güçlü bir tepki yarattığını anlamaya yardımcı oluyor; ancak bu durum, hareketin siyasal radikalliğinin bugünden kesin biçimde belirlenmiş olduğu anlamına gelmiyor. Nitekim öfke; kurumsal çözüm beklentileriyle, yerel taleplerle ve kendi içinde çelişkili fikirlerle bir arada var olabilir. Hareketin nasıl gelişeceği ise büyük ölçüde iktidarın vereceği yanıtlara, mücadelenin sömürülen ve ezilen diğer toplumsal kesimlerle kuracağı bağlara ve ortak mücadele içinde yaratabileceği kolektif deneyimlere bağlı olacaktır.
Kaynak: revolutionpermanente.fr
Çeviren: Yusuf Tuna KOÇ
Kaynak: Birgun