İçeriğe geç
  • Dolar 49,1791 ▲ %0,08
  • Euro 55,4009 ▼ %0,02
  • Sterlin 65,3551 ▼ %0,02
  • Gram Altın 6.542,72 ▼ %0,76
  • Çeyrek Altın 10.850,27 ▲ %0,96
  • Gümüş 95,40 ▼ %0,92
  • Bitcoin 4.189.879 ▲ %0,48
  • BIST 100 12.270,18 ▲ %0,17

Yaşam

Sansürün kamusal bedeli

Türkiye'de hak ve özgürlüklerin alanı daraltılırken uygulanan yöntem hiç değişmiyor: Adım adım ilerleyerek toplumu alıştırmak ve her yeni baskı dalgasında bir öncekini "normal" kılmak. 

30 Eylül'de T24'ün internet sitesine ve 1,9 milyon takipçili sosyal medya hesaplarına getirilen erişim engeli, bu planlı hattın son durağı oldu. "Ailem Güvende" adı altında yürütülen soruşturma kılıfıyla; Sol Haber, Evrensel, Kısa Dalga, Bizim TV ve sansürü belgeleyen EngelliWeb'in ardından T24 de karartıldı. Adalet Bakanlığı'nın basın gruplarına bilgi notu ve dosyalarla servis ettiği bu karar, 17 yıllık bağımsız bir yayın organının dijital hafızasını toptan silme girişimidir. 

Kararın gerekçesi olarak gösterilen "son bir yılda yayımlanan 118 yazının kamu düzenini bozduğu ve LGBTİ+ propagandası içerdiği" iddiası ise adli bir süreçten ziyade, özensiz bir ajans taramasını işaret ediyor. Söz konusu 118 yazıyı kaleme alan 57 yazarın 22'si T24'ten çok önceden ayrılmış isimler. Yıllar önce yazılmış metinler, bugün "gelecekte işlenecek bir suçu önleme" kurgusuna malzeme yapılıyor. 25 Eylül'de talebi reddeden Sulh Ceza Hakimliği, itiraz üzerine 29 Eylül'de kararı değiştiriyor. Üstelik 5651 sayılı Kanun'un ruhuna aykırı biçimde; ilgili içerikler 4 saat içinde kaldırılmasına rağmen site bütünüyle erişime kapatılıyor. Kararın hemen öncesinde anonim hesaplardan birebir aynı cümlelerle ve aynı görsellerle yürütülen "fonlanıyorlar" kampanyası da bu işin yargısal değil, kurgusal bir operasyon olduğunu açıkça tescilliyor. 

***

Mesele sadece T24'ün başına gelen münferit bir haksızlık değil. Türkiye'de erişim engellerinin çoğunlukla "geçmiş bir içeriği cezalandırmak" amacıyla getirilmediğini bilecek kadar deneyim sahibiyiz. Dolayısıyla bu tür toptan susturmaların, yaklaşmakta olan büyük bir siyasal operasyonun — muhtemel bir İBB hamlesinin — habercisi olduğuna dair kuşkular son derece haklı. Asıl hedef; olası bir kriz anında haber akışını felç etmek ve kamuoyunu seçeneksiz bırakmak.  

Bugün tanık olduğumuz bu karanlık tablo elbette bir günde oluşmadı. Sansür mekanizması ilk adımlarını Kürt basınının haber sitelerini karartarak, gazetecilerin sesini kısmaya çalışarak attı. Ardından kapsama alanı genişletildi; sol ve muhalif yayın organları sırayla kıskaca alındı. Ancak o dönemde, ideolojik farklılıklar nedeniyle hedef alınan mecra ve gazetecilere dönük ihlallere karşı ne yazık ki güçlü bir toplumsal itiraz yükseltilmedi. Hak ve özgürlüklerin parça parça savunulabileceği sanıldı, baskıya uğrayan yayınlar yalnız bırakıldı. İşte bu sessizlik ve ilk kırılma anlarında sergilenen kayıtsızlık, sansür aygıtını cesaretlendirip kurumsallaştırdı. Dün "ötekinin sorunu" sayılarak göz yumulan hukuksuzluklar, bugün geniş kitlelere ulaşan bağımsız mecraları da yutan genel bir uygulamaya dönüştü. 

Bir haber sitesini engellemek, yalnızca o mecranın ya da orada çalışan gazetecilerin karşı karşıya kaldığı bir kısıtlama değil. Bir yayın durdurulduğunda, o mecrayı hiç takip etmeyen bir yurttaşın dahi bilgiye ulaşma imkânı kısıtlanıyor. Bu durum, toplumu kendi gerçekliğinden biraz daha koparıyor. Gazetecilik bir internet sitesinden ibaret değil elbette; haber yapma iradesi sürdüğü sürece teknik engellerle yok edilebilecek bir meslek de değil. Ancak bu müdahaleleri kanıksayan her tutum, haberciliğin hareket alanını aşamalı olarak daraltıyor.  

***

Alınan karar hukuki bir gerekçeye değil, açık bir siyasi tercihe dayanıyor. Oluşan tablonun bedeli ise gazetecilerle birlikte bilgiye erişim hakkı engellenen topluma ödetiliyor. Bu gidişatı durdurmanın tek yolu ise kime yapıldığına bakmaksızın, haber alma hakkını ortak bir eşik olarak savunmaktan geçiyor. 

Kaynak: Birgun

Sıradaki haber yükleniyor…