İçeriğe geç
  • Dolar 49,1791 ▲ %0,08
  • Euro 55,4009 ▼ %0,02
  • Sterlin 65,3551 ▼ %0,02
  • Gram Altın 6.542,72 • %0,00
  • Çeyrek Altın 10.761,81 • %0,00
  • Gümüş 95,40 • %0,00
  • Bitcoin 4.209.481 ▲ %1,12
  • BIST 100 12.270,18 ▲ %0,17

Kültür-Sanat

Sinopale 20 yaşında: Sinop Bienali denizi dinliyor

Bu yıl 10'uncusu düzenlenen Sinopale "Karada akıl yürür, denizde sezgi" diyerek denizle kurulan bilgiyi sanat üretiminin merkezine alıyor. Balıkçı ağları, kayıklar, su ve göç hikâyeleriyse birer malzemeye dönüşüyor.

Deniz Burak BAYRAK

Karadeniz'de balıkçıların denizle kurduğu bir dil var ve bu dilin seslendirdiği bir cümle bu yıl 10'uncusu gerçekleştirilen Uluslararası Sinop Bienali-Sinopale'nin de küratöryel başlığını oluşturuyor. Anadolu'nun ilk bienali olan Sinopale, 20'nci yılında rotasını "Karada akıl yürür, denizde sezgi' 'nasihat'iyle çizerken deniz ile karayı aynı üretim pratiklerinde buluşturmayı seçiyor. Bienalin bu yılki küratörleri Deniz Kırkalı, Mariam Natroshvili, Marina Fokidis ve Melih Görgün. Ana sergi ise 1923'te hizmete açılan Sinop Askerî Gazino Binası'nda 15 Kasım'a kadar sürdürülecek.

Ana sergiyi görmeden önce Hâl binasına uğruyoruz çünkü burada önceki bienallerden kalma eserler hâlâ Karadeniz'in kıyısında zamana, soğuğa, yağmura ve fırtınaya meydan okuyor. Bunlar duvardaki 'HAFIZA' yazısı, girişteki çevre ve hâl esnafını temsil eden resim ve şu günlerde devasa sergisi 'Atlas 1/137,035999' Arter'de süren Tayfun Erdoğmuş'un yerleştirmesi. 1950'lerde iyi bir sivil mimari örneği olarak kurulan yapı bir süre sonra atıl kalmış, bienal süreciyle birlikte hareketlenmiş, canlanmış. Hâlin avlusuna girince dış duvarda yazan hafıza yazısı daha anlam kazanıyor zira buranın bir hafıza merkezi olduğunu söylüyor belediye çalışanı da, orada çay içen Sinoplu da. Bütün üretim süreci burada gerçekleştiriliyormuş. Bundan sonraki hedef ise bu yapıyı kültür-sanat merkezine dönüştürmek.

ÇOCUK ATÖLYESİNDEN DİREKTÖRLÜĞE

Bu heyecanın en canlı tanıkları ise Bienal Eş Direktörleri Çağatay Şimşek ve Yiğit Bahadır Kaya. Bienalle çocukken katıldıkları atölyelerde tanışan iki isim, bugün birer yetişkin olarak organizasyonun yükünü sırtlıyor; aynı işin başında, yine gönüllü olarak duruyorlar. Şimşek o dönemi anlatırken, "Biz bu bienalle bir üretim sürecini ortaya koymak istiyoruz ve bu süreçte de sadece sanat eserlerinin değil, ekibin de katılımcı olmasını istiyoruz. Türkiye'nin dört bir yanından gönüllüler geliyor ve ekibimizle her sene büyüyoruz. Bienal bakış açımı değiştirdi. Sinop küçük bir şehir, imkânlar çok sınırlı ama bienalle birlikte yepyeni bir dünya açılıyor bizim için" diyor. Kaya ise çocukluktan bugüne uzanan bu gönüllü ve sürdürülebilir bağı şöyle özetliyor: "Sinopale ile Çağatay gibi çocuk atölyesinde tanıştım. Şu an hepimiz gönüllü olarak buradayız. Kentimize bir parça katkıda bulunmak için varız. Burada yaptıklarımız burada kalmıyor; sonuçlar farklı yerlerde/mecralarda yankılanıyor." Özetle Sinopale'yi çocukları büyütüyor.

Üretim süreci serginin açılmasından haftalar önce başlamış. Yaklaşık 25 sanatçı ve inisiyatif Sinop'ta yerel zanaatkârlar, topluluklar ve gönüllülerle birlikte çalışmış. Dolayısıyla karşımızda başka bir kentte hazırlanıp Sinop'a getirilen bir sergi yok; işlerin önemli bölümü kentin kendisiyle temas ederek ortaya çıkmış. Giorgi Khasaia'nın 'Meğer'inde kullanılan balıkçı ağı, Sinoplu bir balıkçının yıllarca denize attığı ağ. Ağa Nâzım Hikmet'in 'Toprağı severmişim meğer' dizesi iliştirilmiş. Evrim Kavcar'ın 'Sea Leads'i Sinop kıyısında bir kayık üzerinde şekilleniyor. Angela Bonadies bir hafta boyunca kentte geçici bir stüdyo kurarak insanları fotoğraflamış, deniz ve kentle ilişkileri üzerine sorular sormuş. 'Karadeniz Agora', Sinop'un gündelik yaşamında canlı bir kayıt. 'Su Elden Ele Suya' ise bienalin imece fikriyle çok bağlantılı. Deniz ve tatlı su, kaplarla elden ele dolaştırılıyor ve bir paylaşım zinciri kuruluyor. Sonunda su yeniden denize karışıyor.

BALIKÇI NEREDE?

Sinopale'nin denizle ilişkisi elbette geçmişle de kurulmuş. Anna Dziapshipa'nın 'Küçük Buluntular Hal'i', Sinop'un Gürcü, Abhaz ve Çerkes topluluklarının tarihine uzanıyor. Aleksi Soselia, Sarıkum Gölü'ndeki 'batık köy' efsanesini bir soruşturma gibi ele almış. Ayesha Hameed ise Karadeniz'in jeolojik ve insani tarihini deniz tabanı, göç rotaları, hapishane ve köle ticareti gibi katmanlarla birlikte düşünmüş. Ve görülmeye, konuşulmaya değer nice eser var.

Tabii bu benim gözümden bienal tarifi. Bunca emeğe ve tecrübeye bakınca "Sinop, bienal hakkında ne biliyor?" diye de soralım. Kentte dolaşırken konuştuğumuz Sinopluların bir kısmının bienalden haberdar olmadığını gördüm. Bu, bienalin, kentin hangi insanlarına dokunduğuyla ilgili bir nokta gibi görünüyor. Kavramsal çerçevenin merkezinde balıkçı bilgisi var; bu sebeple bir balıkçıyla karşılaşıp uzun uzun konuşmak, onun deniz bilgisini dinlemek için bienal akışında alan açılsa ne iyi olur. Örneğin eserlerin bir kısmı galerinin dışına çıkarılarak balıkçı barınaklarına, limandaki çay bahçelerine ya da balık restoranlarına taşınabilir. Tıpkı bazı performansların liman içine taşınması gibi. Ağ tamir eden bir balıkçının yanına yerleştirilecek tek bir ses işi ya da bir kahvehanenin duvarına asılacak bir fotoğraf, bienali kentin gündelik yaşamına ve kavramsal çerçevesine biraz daha yaklaştırabilir.

∗∗∗

VİYANA'DAN SİNOP'A

Sinopale'nin Viyana İklim Bienali ve Brunnenpassage ile geliştirdiği 'Suyun Hatırladıkları' projesi, Sinop'ta 2'nci aşamasına geçiyor. Çiğdem Borucu, Susana Ojeda ve Zuzana Ernst'in yürüttüğü çalışma, suyu bir hafıza taşıyıcısı olarak ele alıyor. Viyana'da yeraltı sularını ve İkinci Dünya Savaşı döneminden kalan bir sığınağın tarihini dinleyen proje, Sinop'ta Karadeniz'in seslerine yöneliyor. 30 Eylül'de Akliman ve Hamsilos'ta gerçekleştirilecek dinleme atölyelerinde bölgenin akustik, ekolojik ve tarihsel çevresi birlikte dinlenecek. 3 Ekim'deki 'Collective Walk with Waters' ise Sinop içinden geçerek Şehir Kulübü'ne uzanacak. Süreç boyunca toplanan sesler ve hikâyeler ortak bir arşive dönüştürülecek.

Kaynak: Birgun

Sıradaki haber yükleniyor…