İçeriğe geç
  • Dolar 49,4263 ▲ %0,03
  • Euro 55,3447 ▲ %0,27
  • Sterlin 65,4070 ▲ %0,26
  • Gram Altın 6.528,87 ▲ %0,13
  • Çeyrek Altın 10.638,21 • %0,00
  • Gümüş 88,60 ▲ %0,21
  • Bitcoin 4.029.817 ▼ %2,17
  • BIST 100 12.118,29 ▼ %1,08

Futbol

Fenerbahçe'nin İsmailler sorunu

İsmail Kartal'ın bütüncül bir oyun kuramaması ve sahadaki İsmail'in zaafları, Fenerbahçe'nin sorunlarını derinleştiriyor. Avrupa kupaları, yerli oyuncu ve antrenör yetersizliğini bir kez daha ortaya koyuyor.

Biri sahada, biri de kenarda…

Premier Lig'de 6 maçta 5 puanla 16. sırada olan Aston Villa, Rogers, Watkins, Konsa, Malen ve Tielemans'ı toplam 322 milyon euroya satınca takımın gücü bir hayli azaldı. Üstelik giden oyuncuların kalitesi Premier Lig seviyesinde olup, kendi millî takımlarında da oynayan isimlerdi.

Her şeye rağmen Unai Emery gibi çok donanımlı bir teknik direktöre sahip olmaları, hele hele kupalardaki efsanevi başarıları, Fenerbahçe açısından oyunu çok dikkatli analiz etme gerekliliğini ortaya koymaktaydı. Ciddi şekilde oyuncu kaybetmesine rağmen böyle bir ekibe karşı deplasmanda oynamak, önemli bir stratejiyi de beraberinde getirmeliydi.

Ama işler öyle yürümüyor. Çünkü mevcut sorunları aşmak mümkün görünmüyor.

Sorunların en başında, İsmail Kartal'ın taktiksel açıdan bütüncül bir oyun şablonu oluşturma prensibinin olmaması geliyor. Her oyuncu kendi sorununu kendi çözmeye çalışırken, ortaya çıkacak kaosu önlemek adına en azından sahaya çıkacak kadronun buraya uygun olması gerekirdi. Yerli oyuncu takıntısı ve onlardan medet umulması bu sonucu doğurdu. Bunun temelinde de kendini ifade edememenin yarattığı bir boşluk var.

Diğer önemli sorun ise sahadaki İsmail'di. Kanté'nin yokluğunda merkezde oynaması, millî takımdaki zaaflarını tekrar gündeme getirdi. 6 numara oynaması gereken, fakat bu pozisyonda bile temel teknik sorunlar yaşayan ve altyapı süreci kötü geçmiş olan İsmail'in, doğru pozisyonda kalmayı bırakın, adeta bir 10 numara kimliğine bürünmeye çalışması kendi sınırlarını bilmeyerek oynadığı takımlara zarar vermektedir.

Oynadığı bölge hataya müsait olmadığı gibi, yaptığı hataların gole dönüşme yüzdesi hayli fazla. Bu zaaflarına rağmen hâlâ ondan beklenti içine girmek anlamsız olmakla birlikte, takım adına büyük bir sorun yaratıyor. İrfan Can'ın Asensio'nun boşluğunu doldurma talebinden kaynaklanan zoraki oyununa karşılık, Oğuz'un sezon başından beri ortaya koyduğu yüksek performans sürekli oynama isteğini haklı çıkarıyor. Oğuz bu formayı fazlasıyla hak ediyor.

Oynaması gereken diğer oyuncu ise haliyle Lukaku… Bu seviyedeki maçlarda üstün performans gösterebilecek bir santraforun varlığı, Fenerbahçe için bu turnuvalarda önemli bir ayrıcalık olmalıydı.

Şampiyonlar Ligi tüm oyuncular için bir vitrindir; burası onların PR yapacakları alandır ve hepsi bu sahnede yer almak ister. Geleceklerini dizayn etmeleri için Şampiyonlar Ligi çok önemli bir arenadır. İsmail Kartal'ın sağlayacağı motivasyondan daha fazlasını oyuncular kendileri tedarik ederler. Buradaki beklenti, psikolojik rekabetin neleri getireceğini iyi bilmektir. Oyuncular bunu sağlayacak tecrübeye zaten sahipler ve zaten bu yüzden transfer edildiler.

Avrupa maçları bizim için önemli bir yüzleşme ve analiz alanıdır. Özellikle yerli oyuncular bakımından, kıyaslanabilecek düzeyde, neyin doğru neyin yanlış olduğuna karar verilebilecek takımlarla ve futbolcularla karşılaşmak, kendi yarattığımız futbol dünyasının ne kadar boş olduğunu ortaya koyan sert bir rekabet alanıdır. Millî takımdan sonra Avrupa kupaları da gerçekleri net bir şekilde ortaya koydu. Sorunun birinci nedeni budur.

Dün oynanan Galatasaray-Barcelona maçından sonra, bugün oynanan Fenerbahçe-Aston Villa maçı her bakımdan net bir gerçeklik bütünlüğünü ortaya koydu. Yerli oyuncu yetersizliğiyle birlikte, yerli antrenör sorunu da çok net belirginleşti. Bu seviyede sahanın kontrolünün antrenörde olması gerekir. Buradaki eksiklikler ve zaaflar direkt oyuna ve skora etki edeceğinden, farklı mağlubiyetler kaçınılmaz olmaktadır. Nitekim oluyor da…

Kendimizi kandırmayalım. Küresel ölçekteki oyuna ne TFF ne kulüp başkanları ne antrenörler ne de futbolcular hazır olmadıkları için adapte de olamıyorlar. Hepsi birer yerli figür olarak kendi konfor alanlarını korumaya çalışıyorlar… Maalesef sonucunda da bu skorlar kaçınılmaz oluyor.

Yazık!

İyi ki Avrupa kupaları var…

Kaynak: Birgun

Paylaş
Sıradaki haber yükleniyor…